Avrupa’da kendimizi en ait hissettiğimiz; Güneş’ine, sıcak insanlarına ve tapaslarına kurban olduğumuz İspanya’nın asla pişman etmeyen duraklarından birisi de Valencia oldu bizim için. Almanya’da asla bulamadığımız güneşli havası, moda anlayışı, ucuz ve güzel mutfağı ve hareketli sokaklarıyla kalpleri çalıp acaba iş bulsak da buraya mı yerleşsek diye kafa karıştırmadı desek yalan olur. Romalılar tarafından kurulan, Madrid ve Barcelona’dan sonra İspanya’nın en büyük 3. şehri olan Valensiya’da bizim Katalanca zannettiğimiz, yerli halkın konuştuğu dil de ‘’Valensiyaca’’ imiş.

VALENCIA’YA ULAŞIM

Biz kıymetlimis Ryanair ile yine ucuz biletimizi yakalayıp geldik, Türkiye’den de direkt Valencia uçuşları var. Havalimanından şehir merkezine ulaşım da çok kolay. 3 veya 5 numaralı metro ile Xativa istasyonunda inmek yeterli. Detaylı bilgiye bu linkten ulaşabilirsiniz.

KONAKLAMA

Valencia yürüyerek gezilebilir bir şehir, nerede kaldığınız çok dert değil. Biz San Francisco diye geçen bir bölgesinde kaldık, her yere çok yakındı. booking.com mühendisliği ile şüphesiz ki gören gözler için güzel konaklama imkanları olacaktır. 🙂

GEZİLECEK YERLER

Havaalanından 3 veya 5 numaralı hatlarla 20 dk’da şehir merkezindesiniz; ‘’Xativa’’ durağında indiyseniz eğer. Şehirlerin ruhunu hissedebildiğimiz en güzel bölgeler genelde ‘’Old Town’’ veya ‘’Altstadt’’ 🙂 tabelaları doğrultusunda oluyor. Valencia için ise bu bölgenin adı ‘’Ciutat de Vella’’. Turistik duraklar da genelde bu bölgede zaten.

Plaze Del Ayuntemiento

’Ayuntemiento’’ çok güzel, kulağa şiir gibi gelen bir kelime 🙂 Belediye anlamına gelen bu kelime neyse ki Valencia’daki bu binaya hakkını veriyor. Gündüz ve gece ayrı şıklıkta ve zariflikteki rüya belediye binası, bizde olsa Kayyumların ağzını sulandıracak ilk belediyelerden olurdu herhalde 🙂

Palau del Marques de Dos Aigües

Rokoko stili mimarinin göz alıcı temsilcisi, ışıklandırmalarıyla gece de bir başka, gün ışığında detaylarına doyamadığınız detaylarıyla gündüz bir başka güzel. kentte en iyi şekilde temsil eden yapı. İçi de gezmesi zevkli bir müze, girişte çanta ve mont vs. eşyalarınızı bir dolaba kilitleyerek içeriyi gezmeye başlayabiliyorsunuz. Giriş ücreti yalnızca 3 Euro.

Valencia Kathedrali (Catedral de Santa María de Valencia) (Seu)

İsa’nın son yemeğinde kullandığına inanılan kadehin sergilenmesi ile ünlü olan katedral Plaza de la Virgin meydanında yer alıyor. Şehrin Araplardan alınması ile önceden burada bulunan caminin yerine 1200’lü yıllarda inşa edilmiş. Gotik tarzda bir katedral ve giriş ücreti 7 EUR yazıyordu ama biz kutsal bir günde felan mı gittik bilemediğimiz bir şekilde bir şey ödemeden gezdik, pek meşhur kadehi de gördük. Başımız göğe erdi mi tartışılır. 🙂

Plaza Toros de Valencia (Kolezyum gibi, boğa güreş arenası)

Roma’daki Collesium tadında tarihi Boğa güreşi arenası, gözden kaçırmanız imkansız.

Llotja de la Seda (La Lonja)

Portakal ağaçlarıyla dolu güzel avlusu ve zamanında ticaret anlaşmalarının yapıldığı güzel salonu ile görülesi yerlerden. İç süslemeleri, sütunları, pencereleri, renkleri ve yansımaları ile gotik tarzda üçgen şeklindeki zamanının bu İpek Marketi’ne giriş ücreti de 2 EUR.

Llotja de la Seda (La Lonja)

Llotja de la Seda (La Lonja)

Mercado Central

Fransa’da Marche, İspanya’da Mercado olarak geçen bu pazarları atlayan bizden değildir. Sebze, meyve, et vs. tezgahlarının yanı sıra İspanya’nın tapaslarını ve Sangria’sını da alıp atıştırarak soluklanabileceğimiz bu mimari güzellik Llotja de la Seda’nın hemen karşısında.

Bir de Mercado Colon diye geçen daha yavru bir mercadocuk var aynı formatta.

Mercado Central

Mercado Central

El Carmen

Bir şehri gezmenin en güzel kısmı sokaklarında kaybolmak diyenlerdenseniz ki başka türlüsü olamaz herhalde; en doğru bölge burası. Otantik ve akşamları da bir o kadar hareketli, Karaköy tadında bu tatlı lokasyonda gezip yorulduktan sonra soluklanılası şirin bir kafe ararsanız: Maria Mandiles 🙂

Bu bölge zamanında pis işlerin döndüğü, insanların yürümekten bile korktuğu geceleri uzak durmaya çalıştıkları bir bölge iken, yapılan müthiş planlama ve turizm sayesinde Valencia’nın en canlı, en hayat dolu ve zevkli kafelerinin olduğu 7/24 yasayan bir mahalleye dönüşmüş. Güzel bir şehir planlaması ile yapılabileceklerin en güzel örneklerinden biri.

Ayrıca bu bölgede gezerken duvarlara çizilmiş müthiş grafitiler göreceksiniz. Çok güzel ve sizi hemen etkileyecek bir bölge. Bolca güzel fotoğraflar çekeceğinizden emin olabilirsiniz.

Biz bu bölgeyi çok sevdik, sizin de seveceğinizden eminiz.

El Carmen

El Carmen’de Grafiti

El Carmen’de Grafiti

Museo del Corpus

Burası da karşımıza tesadüfen çıkmıştı, anladığımız kadarıyla festival zamanında giydikleri kıyafetleri ve otantik arabaları sergiledikleri bir müze. Eğlenceli bir yer ve girişi ücretsiz.

City of Arts and Sciences

Valencia’nın örselenen bu bölgesini canlandırmak için 1996 yılında inşa edilmiş modern mimarinin olduğu bir kompleks, gece ve gündüz ayrı güzel. İçerisinde opera binası, sahne sanatları merkezi, sinema salonları, akvaryum, etkinlik alanı ve park bulunuyor.

City of Arts and Sciences

City of Arts and Sciences

Jardins del Turia (Turia Bahçeleri)

Old town kısmından City of Arts and Sciences’e yürüyerek geçerken şehri saran Turia Bahçeleri de biza eşlik etti. Çok keyifli ve süprizlerle dolu bir yol. Mesela Palau de la Musica ve çevresi ya da çocukların tüm çoşkuları ile oynadıkları Parque Gullivert tasarımı insanı anlamsızca mutlu eden duraklardandı.

Torres de Serranos

Şehri korumak için 12 adet kapıdan biri olan Torres Serranos 14. yy’da inşa edilmiş.

Plaza de la Virgen  ve Plaza de la Reina da şehrin hareketli, tarihi ve güzel meydanlarından. Plaça Redona var bir de atlamayın hiçbir meydanı 🙂

 

Malvarrosa Beach

Biz sezon dışı gittiğimiz için çok sessiz, sakin ve huzurluydu. Çok güzel bir sahil ve kordon. Bir de La Valenciana Playa diye denizin dibindeki mekanda 18 EUR’a salata, midye, hamsi ve 2 kişilik Valencian Paella üzeri tatlı ve içecekle danalar gibi tıka basa doyma imkanı bulduk J Gayet lezzetli ve deniz manzaralı bir mekan, tavsiye edilir.

Parc Natural de l’Albufera

Valencia’nın süprizli durağı kesinlikle pirinç tarlaları içerisindeki Albufera Doğal Parkı. Doğanın bir kara delik gücünde sizi içerisine çektiği Albufera gölü, şehrin 10 km güneyinde ve sazlıklarda çok çeşitli kuş türleri var. Buraya ulaşmak için 25 numaralı otobüse binmeniz ve Embarcadore ya da El Palmar durağında inerek buradan kalkan teknelerde yerinizi almanız gerekiyor. Bizim tur İspanyolcaydı ama amca epey anlattı hakkını yemeyelim J İngilizce de bilgilendirme kartları var, canlı çeşitliliği ve oluşumu hakkında. Tekne turu ucuz, keyifli ve uzun sürüyor. Pirinç içerisinde yüzen Albufera’nın Paella’yı doğuran yer olmasına şaşmamalı.

Nesi meşhur?

Taze fasulyeli ve sanırsak barbunyalı Valencian Paellası (Restaurante Pipol candır), tatlı bir badem sütü tadındaki garip içeceği Horchata ve yanında Farton (Horchateria de Santa Catalina’da deneyebilirsiniz), İspanyol tatlısı Churros ve tapaslar ile deniz ürünleri (Sagardi Valencia Centro), kahvaltıda da İspanyol omleti Tortilla. Cafe de camilo diye bir de lokal bir kahveci keşfettik; hem ucuz hem de kahvesi harika ama oturacak yer yok; deliler gibi kahve çeşitleriyle kahve krizinize birebir. Ayrıca ilk defa Madrid’de keşfettiğimiz İspanyalı bebeğimiz ‘’100 Montaditos’’ u da denemelisiniz. 1-2 EUR’a çeşit çeşit minik sandviçleri bulunan ve yine 1 EUR’a bira veren, kağıt kalemle kaç adet kaç numaradan istediğini yazarak kasaya gidilen; sipariş vermesi de eğlenceli bir mekan.

Bizim Valencia’mız böyle, umarız bir katkı sağlayabilmişizdir sizin planlarınıza da 😊

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here