Adriyatik’in İncisi…
Game of Thrones’un King’s Landing’i…
Korona’nın ve önlemlerin boğazımıza kadar acılara batırdığı 2020 yılının Temmuz ayında, bozulan fabrika ayarlarımıza dönme ihtiyacıyla, ucuzlamış uçak biletlerinin de verdiği yetkiye dayanarak hemen biletlerimizi aldık. Dubrovnik’i hep, güzel ama ‘’çok pahalı’’ ve ‘’çok kalabalık’’ yakarışlarıyla duymuştuk ve tedirgin olmuştuk. Korona sonrası ilk açılmayı bu yüzden fırsat bildik ve iyi ki de öyle olmuş. O dönem test ve karantina mecburiyetleri yoktu ve Dubrovnik’te vaka sayısı çok düşüktü. Hatta Dubrovnik’te, kapalı mekanlarda bile maske takma zorunluluğu yoktu 🙂 Almanya’daki sıkı düzenden sonra ilaç gibi geldi ve normallik özlemimizi bir nebze giderdi 🙂 Şüphesiz ki en güzel yanı, surlarla çevrili bu güzelliğe zaman yolculuğuyla gelmiş Claire (‘’Outlander’’ isimli dizi, tavsiyemizdir) gibi hissetmemize sebep olacak sakinlik ve ıssızlıktı. Hava çok güzeldi, denize doyamadık; koronadan dolayı ücretli bazı ‘’Beach’’ler de gayet halka açık ve ücretsizdi ki zaten pek kimse yoktu. Dubrovnik bizim için ne kalabalık ne de pahalıydı; güzelliği de tartışmaya kapalıydı. İlk ve son kez teşekkürler Korona 🙂
Dubrovnik, eski adıyla “Ragusa” olarak geçiyor. Ragusa Cumhuriyeti, 14. yüzyılın başlarında bugünkü Hırvatistan’ın Dalmaçya kıyısındaki Dubrovnik şehrinde kurulmuş ve 1808 yılında I. Napolyon döneminde Fransızlarca zaptedilinceye kadar 400 küsür yıl Osmanlı Devleti’nin himayesinde kalmış bir şehir devleti. Ah be ecdad! Ver mehteri =)
Hırvatistan’ın 1991’de Yugoslavya’dan ayrılışı sırasında yaşanan iç savaşta, Sırp saldırılarından dolayı şehirdeki tarihi eserler önemli epey zarar görmüş. UNESCO’nun restorasyon çalışmalarıyla 2005 yılında şehir eski görünümüne kavuşmuş. Bunun için de bir ‘’Şükür Moment’’ =)

DUBROVNİK’E ULAŞIM
Biz korona deliliği sonrasındaki ilk açılmada gayet de ucuza Lufthansa ile uçtuk Almanya’dan, Türkiye’den de direkt veya Zagreb aktarmalı Dubrovnik uçuşları var normalde. Havalimanından şehir merkezi 22 km., yarım saat sürüyor maksimum; biz ev tutmuştuk ve ev sahibi istersek gelip bizi havalimanından alabileceğini söyleyince makul geldi korona döneminde (30 Euro). Havalimanı çıkışında sol tarafta taksiler ve otobüs durağı da var. Taksi (Ücreti bilemiyoruz) veya 11 ya da 27 numaralı otobüslerle (15 Kuna) karşılığında şehir merkezine ulaşılabiliyor. Durakta otobüs saatleri var. Shuttle otobüsler (Havaş gibi) de var başka bir seçenek olarak; onlar da 40 Kuna.
Not: Hırvatistan’ın para birimi Kuna; 1 Euro = 7 Kuna civarıydı biz oralardayken. TL ile tüm diğer para birimleri arasındaki ilişkileri güncel kontrol edip plan yapmak en sağlıklısı tabi…

KONAKLAMA
Bizim harika manzarası uğruna on yüz bin milyon baloncuk merdivenine razı olduğumuz tatlı evimiz şehir merkezindeki Banje Plajına yürüme yani merdiven mesafesinde idiJ Dubrovnik, eğer ‘’Old Town’’ bölgesinde kalmak istiyorsanız merdiven çıkma kapasitenizi ölçeçek bir şehir ama şehri, tarihi ve zamanda yolculuğu hissetmek için bu bölgede kalınmalı bizce. Normalde konaklama çok pahalı ama bizim kaldığımız güzeller güzeli ev, gecelik 60 Euro’ya geldi ki normal şartlarda ve sezonunda bu fiyatların asla bulunamayacağını ev sahibimiz de söyledi. Das Kapital…

GEZİLECEK YERLER
Dubrovnik, Old Town’da yürüyerek gezilmesi, hissedilmesi gereken, sokaklarında kaybolurken zamanda yolculuk yaptıran büyülü bir şehir. Bir de denizi ve mis havası ile yıldızı kapmış Mario modunda ilerliyor zaman burada. Turistik durakların çoğu, şehir merkezinde ve yürüyerek gezilecek mıntıkada. Olmazsa olmazı ise surlara çıkmak ve bu aziz güzelliğe tepeden bakmak. Biz de Lannisterlar karantinadayken King’s Landing’de at koşturduk 😀

Old Town
Şehir surlarıyla çevrili, UNESCO koruması altındaki güzeller güzeli Old Town’a ve Orta Çağ’a, Pile Gate’den giriş yapıp Ploce Gate’den yürüyerek ışınlanmak tarifsiz. Bu iki kapı arasında zaten görülmesi gereken tüm güzellikler tek tek selam duruyor. Güneş bile bir başka doğup batıyor sanki; tüm tarihi binalar, sokaklar, yerler, merdivenler gerçekten bir film setinde hissettiriyor. Benim Lannisterlarım işini bilir =)

Gradska Vrata Pile (Pile Gate)
Alice Harikalar Diyarında’da Alice’in tavşanın peşinden deliğe düşmesiyle başlayan macerası gibi Pile kapısı ile karşılaşmayla başlıyor masal… Old Town’a giriş yapılan bu güzel kapı zaten içerisi hakkında da bilgi veriyor ve heyecan yaratıyor.

Placa Stradun
Pile kapısından ağzı ayrık şekilde hayran hayran girdikten sonra görülmesi gereken tüm turistik duraklar sağlı sollu karşımıza çıkıyor ve buradaki ana cadde de Stradun. Stradun ve onu kesen sokaklarda restorantlar, cafeler, mağazalar ve hediyelik eşya dükkanları var. Trafiğe kapalı ve her daim hareketli. Sokak sokak, merdiven merdiven arşınlamayan bizden değildir 🙂 Biz Stradun’u kesen sokaklardan birinde misler gibi balık da yemiştik; gayet güzeldi ve uygundu. Yine de normalde pahalı bir mıntıka olarak geçiyor; biz yine korona durumlarının ekmeğini yemiş olduk sanırsak.

Palaca Sponza (Sponza Palace)
Gotik pencereleri ve zarif kemerleri ile güzel bir mimariye sahi bu saray, eskiden cephanelik, hazine ve gümrük ofisi olarak kullanılmış.


The Dubrovnik Cathedral
İngiltere Kralı Richard, bu kathedrali, ‘’Başımın gözümün sadakası olsun.’’ diyerek yaptırıyor bir nevi. Haçlı seferlerinden dönerken fırtınaya yakalanıp gemi enkazından sağ çıkartılan aslan yürekli Richard, Dubrovnik’e sığınıyor. Bu katedrali de Tanrı’ya olan minnettarlığını göstermek için yaptırmış.


The Rector’s Palace (Rektörün Sarayı)
Bizim bulunduğumuz dönemde turizm de baya kötü durumda olduğu için galiba ‘’Dubrovnik Card’’ da kampanya vardı ve bir alana ikincisi bedava idi. Biz de hemen aldık tabi ki Turizm ofisinden ve dibini sıyırdık: surları, kathedralleri, kaleleri, tüm müzeleri kartlarımızla gezdik ve hatta 2 kişi gidiş-dönüş Cavtat bileti bile vardı içerisinde onları da asla mundar etmedikJ Bulunulan dönemdeki fiyat durumuna göre tavsiyemizdir. Çünkü sadece surları gezmek için ödemeniz gereken miktara geliyordu 2 Dubrovnik Card bizim zamanımızda evladım =)
Neyse Stradun Caddesi’ndeki bu sarayı da o Dubrovnik Card ile gezdik özetle, giriş ücretsiz değil yani. 15.yy’da inşa edilmiş bu görkemli bina ve eskiden Rektör’ün sarayı olarak kullanılmış. Şimdi içerisinde kültürel tarih müzesi var, yaz sezonunda da avlusunda müzik ve dans gösterileri yapılıyor.

Velika Onofrijeva fontana (Onofrio Çeşmeleri)
Stradun caddesinin başlangıç ve bitişinde yer alan iki ünlü çeşme. Çeşmelerden akan sular içilebiliyor.

Şehir Surları
Venedik nasıl ki gondol turu yapmadan hissedilemez, Dubrovnik de surlara çıkmadan hissedilemez bizce. Biz canımız ciğerimiz Dubrovnik Kart’larımız ile tavaf ettik desek yeridir.
Dubrovnik, bir liman şehri olmasından dolayı stratejik bir noktada ve bir zamanlar şehri istila ve işgallerden koruyabilmek için askeri ve savunma amaçlı yapılan surlar, şehrin ana turistik noktalarından biri. Adriyatik Denizi manzarası ile şehrin tarihi kısmına farklı bir açıdan bakmak için mutlaka gezilmesi gereken bir yer. Giriş 20 Euro civarıydı yanlış hatırlamıyorsak ve sabah 8 ile akşam 19:30 arası açık.


Tvrdava Lovrijenac (Fort Lovrijenac)
Lovrijenac surları, ağzınızı ayıra ayıra, hayran hayran gezilen, harika bir Dubrovnik manzarasını sunan; tarihi dokusu, Adriyatik kıyıları ve yeşili ile Game of Thrones’un da ana lokasyonlarından biri. Little Finger’ın bazı sinsirellalıklarını buralarda planladığına yemin edebiliriz ama ispatlayamayız. Yani zorlayıp araştırsak ispatlarız da başımızı göğe erdirmez 🙂
Lovrijenac Kalesi, 10. yüzyıldan beri Akdeniz’in en güzel ve sağlam kalelerinden biri olması ile ünlü ve deniz seviyesinden 37 metre yüksekte olan kalenin sunduğu manzara da bonusu.



Gradska Luka (Old Port)
Şu an yerel küçük botların park yeri olarak kullanılan şirin liman. Lokrum Adası’na giden tekneler de bu limandan kalkıyor.
Tvrdjava Sveti Ivan (Fort St. Ivana)
Korsanların ve diğer düşman gemilerinin girişini engellemek için 14.yy’da inşa edilen, limana göz kulak olan kale.
Jesuit Stairs
Bu merdivenler de yine Game of Thrones’un meşhur Walk of Shame’in başladığı mıntıka, Cersei Lannister’ı harcadılar Matmazel =) Tabi ki arka planı değiştirmişler dizide ama yine de güzel, hemen inişinde de semt pazarı kuruluydu biz gezerken ve Almanya’da gerçek meyve ve sebzeye hasret kalmış bizim dikkatimizi biraz dağımadı değil.

Franjevacki Samostan & Muzej (Franciscan Monastery & Museum)
Son günümüzde, ayrılmadan önce gezmiştik; görsel olarak güzel bir müze. Reis de 2006’da ziyaret etmiş 😀

Vrata od Ploca (Ploca Gate)
Bu kapı da bu güzel dünyadan çıkış yaparken; Old Town’a veda ederken, zamanda yolculuğa son verirken, sizi uğurlayan kapı.

Banje
Canımız Banje Beach merdivenlerden indikten sonra kızgın kumlardan serin sulara koşa koşa gittiğimiz günlük durağımızdı. Şehrin merkezinde ve ücretsiz; denizi de gayet güzeldi. Bizim evimiz yakınlarda olduğundan sabah ve akşam ziyaret etmeden ayrılmadık kendisini.

Copacabana Beach
İkinci favorimiz kesinlikle Copacabana Beach idi, denizi, sakinliği ve ulaşım kolaylığı ile gezi planlarımızın sonuna ekledik hep kendisini. Normalde nasıldır bilemiyoruz ama biz oradayken giriş ücreti vs. yoktu. Havlu ve çanta yeterli; en sevdiğimiz. Beach Club düzeni ve mantığı bize çok uymuyor zaten. 6 numaralı otobüs ile gidiliyor, maksimum 20 dk.’da.


Cava Beach
Son favorimiz de Cava Beach, yine ücretsiz, sakin, güzel bir plaj ve denizdi bizim için.
Otok Lokrum (Lokrum adası)
Lokrum adası da kesinlikle görülmesi gereken yerler arasında, gözleri gibi de bakıp koruyorlar burayı. Keşke biz de canım ülkemize ve güzelliklerine böyle sahip çıkabilsek diye iç geçirmemek mümkün değil! Ploce Gate’den geçtikten sonra karşınıza çıkan eski şehir limanından kalkan teknelerle 15 dakikada geçiliyor Lokrum Adası’na, biz yine korona sonrası dönemin ilk turistleri olduğumuz için teknede sadece ikimiz vardık. Adaya indikten sonra zaten harita ve yönlendirmeler ile tüm doğal güzelliklerini ve kıyılarını keşfe çıkıyorsunuz. Her yerde özgürce dolaşan tavus kuşları da bu güzelliklerin altını çiziyor. Ana turistik duraklar şu şekilde:
- Mrtvo More (Dead Sea)
- Salt Rocks
- The Gardens of Maximillian
- Iron Throne 🙂
- Tvrdva Royal (Fort Royal)
- Lake Coctail Bar (Bir kokteyl ile adaya veda edilebilir, biz öyle yaptık:) )



Cavtat
Dubrovnik kartlarımıza ek 2 gidiş-dönüş Cavtat bileti olması motive etmişti Cavtat’ı görmek için; iyi ki de öyle olmuş. Sokaklarında kaybolunası şirin ve güzel bir ada, denizi de güzeldi.
- Marina Cavtat
- Beach Bar Little Star
- Beach Kljucice
- Racic Family Mausoleum
- La Boheme


Nesi meşhur?
Dubrovnik, deniz ürünleri, zeytinyağlıları, sebze ve meyveleri ile bizim kalbimizi çaldı. İtalyan mutfak kültürünün de etkileri ile makarna,risotto ve pizza gibi seçenekleri bol. Bizim fiyat yorumu yapmamız pek doğru olmaz gittiğimiz dönemin özlelliğinden dolayı, çok ucuz değildi ama uçuk da değildi deniz ürünleri için.
Merkezde ‘’Portun’’ diye bir yerde deniz ürünleri ve fiyat uygundu; tavsiye edebiliriz. Ama tabi tripadvisor’dan felan son yorumları okuyup öyle mekan tercih etmek daha garanti olur.
Bizim Dubrovnik’imiz böyle, umarız bir katkı sağlayabilmişizdir sizin planlarınıza da 😊






