Korona’nın henüz hayatımıza dahil olmadığı maskesiz ve mesafesiz yıllardan sonuncusunda, 2019’un Aralık ayında, tüm planlarımızı yapmış ve çıkmıştık 1 aylık Uzak Doğu yolculuğumuza (Tayland, Singapur, Bali, Vietnam). Döndüğümüzde ise ne biz aynı biz, ne de dünya aynı dünyaydı 🙂
Bu 1 aylık rotanın tüm planlama, konaklama, uçuş, transferler, vize (Vietnam) yani her bir detayını, doğruyu yalnızca doğruyu söyleyecek olursak; biz planladık ve detayları (excellerimiz bile 🙂 ) şurada : …..
Lufthansa ile direkt uçuş sonrası ilk durağımız Bangkok’tu. Dönüş uçağımız da Bangkok üzerinden olduğu için Uzak Doğu’ya veda durağımız yine Bangkok oldu.
Bangkok, Uzak Doğu ruhunu selamlamak için güzel bir başlangıç şehri fakat kendine has leş trafiği, hava kirliliği, başınızın üzerinden sallanan ve birbirine dolanıp cızırdayan elektrik kabloları ve kaotikliği ile de bir metropol. Tanısanız çok seversiniz, yeter ki O’nu olduğu gibi kabullenin 🙂
Bangkok’ta çok fazla ve görülmesi gereken tapınaklar var diye biz varışta 3, dönüşte 3 gün olarak planlamıştık ama açıkçası fazla geldi; toplamda 3-4 gün yeterli diye düşünüyoruz Bangkok için şu anda.
BANGKOK’A ULAŞIM
Uzak Doğu’da genel olarak ulaşımı Tuk Tuk’lar ve Grab ile sağladık biz. Grab, Uber’in Uzak Doğu versiyonu. Klimalı araçlarla ne kadar ödeyeceğinizi baştan bilerek yola çıkmak büyük rahatlık oralarda. Çünkü özellikle Tayland’da turist avcılığı çok yaygın, tüm fiyatları şişiriyorlar; mutlaka pazarlık yapılmalı. Tuk Tuk ile bir yere gitmek istediğimizde de gideceğimiz yeri söyleyip pazarlık yaparak önce fiyatı netleştirip sonra bindik açıkçası. Tuk Tuk, havadar ve serseri sürüş tarzıyla ve trafikten kaçışlarıyla çok can kurtarıyor. Grab candır, canandır yine de 🙂
Bangkok Suvarnabhumi Havalimanı’nda indikten sonra uzun uçuş mahmurluğundan ve bavullardan dolayı taksi ile geçtik biz şehir merkezine; tabi ki pazarlık ettik ve 300 Baht idi ücreti. Grab (200 Baht civarı), Tren (45 Baht), Shuttle Bus (150 Baht) seçenekleri daha uygun olabilir.
KONAKLAMA
Bangkok’ta şüphesiz ki gören ve araştıran gözler için her bütçeye uygun konaklama mevcut. Biz ilk olarak Siam meydanı civarında sonrasında ise Khao San Road yakınında bulunan otellerde kaldık, iki bölge de gayet güvenli ve hayata yakın; tavsiyemizdir. China Town yakınında kalmayı plan yaparken düşünmüştük ama iyi ki burdan tutmamışız otelimizi dedik gezerken o bölgeyi.

GEZİLECEK YERLER
Bangkok, Buddha’ya, saraylara ve tapınakalara doyuran bir turistik rota sunuyor. Tapınakları, kıyafet kurallarına uygun; kol ve bacakları açıkta bırakmayan kıyafetler ile ziyaret edebiliyorsunuz. Tapınaklarda genelde kol ve bacaklarınızı örtmek için şallar veriyorlar (kiralıyorlar) ücretli veya ücretsiz. Bu şalları gelen kullanıp tekrar bırakıyor, benim kol ve bacaklarımda gezimiz sonrası alerji türünde kaşıntı ve kızarıklıklar olmuştu. Doktora gittiğimizde bu şallardan kaynaklanmış olabileceğini söyledi birkaç antiseptik ve krem verdi, geçti ama dikkatli olmakta fayda var. Ya kıyafet kurallarına uygun giyinmek (askılı kıyafet veya şort yasak) ya da kullanmanız gereken şalı yanınızda götürmek daha risksiz olabilir. 30 yaşından sonra bitlenmeyi başarabilmiş insanlar olarak naçizane tavsiyemizdir. 🙂
Grand Palace (Büyük Saray)
Tabi ki Bangkok’a gelen her turist gibi ilk durağımız Grand Palace olmalıydı ve öyle oldu. Şehrin en önemli simgelerinden biri olan bu saray, 1782 yılında inşa edilmiş ve 150 yıl boyunca kraliyet ailesi tarafından devletin yönetim merkezi ve ikametgah olarak kullanılmış. Tayland Krallığı’nın kalbi olan bu saray, mimarisi, görkemi ve detayları ile çok büyüleyici. İçeride saatler geçiriyorsunuz fark etmeden. Wat Phra Kaew (Zümrüt Buddha), en popüler ziyaret noktası saray kompleksi içerisinde. Es geçmeniz pek mümkün değil ama yine de iyi bir turist olup bu noktayı atlamamaya özen göstermeli 🙂
Saraya giderken yanınıza ‘’Bugün saray kapalı, sizi şuraya götüreyim!’’ diyen ya da saraya giriş bileti satmaya çalışan dahili ve harici bedhahlar olacaktır; bize de denk geldi. İnanmayın, sarayın girişine doğru emin adımlarla yürüyün ve biletinizi ordan alın. Giriş ücreti yanlış hatırlamıyorsak 500 Baht idi ve kapanış saati 15:30.
Wat Pho (Yatan Buddha)
Wat Pho (Wat Phra Chetuphon Tapınağı), Grand Palace’tan çıkınca 5-10 dakikalık yürüme mesafesinde ve bak bak bitmeyen, 46 metre uzunluğunda, altın varak kaplı dev bir yatan Buddha heykeli. Bu heykel, Buddha’nın Nirvana’ya erişimini ve tüm reankarnasyonların bitimini simgeliyor.
16. yüzyılda kurulmuş bu tapınak; zamanında, içinde verilen meditasyon ve geleneksel masaj eğitimleri ve bilimsel çalışmalardan da ötürü Tayland’ın ilk üniversitesi olarak anılıyor. Hala da geleneksel Thai masajı hizmeti sunuyor ziyaretçilere.
Giriş ücreti 100 Baht ve kapanış saati 18:30.
Wat Arun (Şafak Tapınağı)
İlk günün geleneksel turu zaten Grand Palace, Wat Arun ve Wat Pho şeklinde çünkü hepsi çok yakın ve en popüler turistik duraklar.
Chao Phraya Nehri’nin kıyısında yer alan bu ışıl ışıl, 5 kuleli güzel tapınak; Siam’da 1350-1767 yılları arasında hüküm süren Ayutthaya Krallığı döneminde porselen ve seramikten inşa edilmiş.
4 kulenin çevrelediği 5.kule yani tapınağın kalbi olan dini yapı, 82 metreye varan yükseklikte ve farklı boyutlarda birçok heykel barındırıyor.
Biz Grand Palace’tan buraya tekne ile geçtik. Bu göz alıcı güzelliği güneş ışığının altında pırıl pırıl parlarken görmek için yapılan kısa tekne yolculuğunu kesinlikle tavsiye ederiz.
Giriş ücreti 50 Baht ve kapanış saati 18:00.
Khao San Road
Khao San Road, akşam 7’ye kadar araç trafiğine açık olup, akşam 7’den sonra sadece yaya kullanımına sunulan, sokak lezzetlerinin her türlüsünü (börtü, böcek de dahil J ) barındıran, gece kulüpleri, barlar ve canlı müziklerle akşam ziyaret edilmesi gereken hareketli ve turistik bir eski İstiklal Caddesi türevi. Pad Thai, Coconut suyu, Kızarmış Muzlu Pankek (Banana Roti) gibi Tayland’a özel lezzetler ve egzotik meyveler denemek için ideal.
Floating Markets (Yüzen Pazarlar)
Turistik durakların olmazsa olmazlarından biri de yerel kültürü anlamak ve hissetmek için ziyaret edilen Yüzen Pazarlar. Tayland’a özgü lezzetlerin, meyve ve sebzelerin, hediyelik eşyaların satın alabileceğini su üstü pazarlarının en ünlüsü ve büyüğü bizim de ziyaret ettiğimiz Damnoen Saduak. Bir önceki gün ayarladığımız bir turla önce Maeklong Market’i daha sonra da Damnoen Saduak’ı ziyaret ettik. Açıkçası Maeklong Market daha önce de izlediğimiz belgesel ve videolardan dolayı çok merak ettiğimiz bir yerdi. Tren yolunun hemen yanına kurulmuş pazarın tren geçerken hemen toparlanması, şemsiyelerin kapanması ve gider gitmez tekrar eski sisteme dönülmesi, bunun için pazarcıların kurdukları raylı düzen sistemlerini görmek heyecanlı ve güzeldi. Tren geçiş saatleri 06:20, 08:30, 09:00, 11:10, 14:30, 15:30 ve 17:40 idi biz ordayken; zaten tur bulabilirseniz bu saatlere denk getiriyorlar. Sonrasında da Damnoen Saduak adlı yüzen pazara turuna geçiliyor ki bu da yapılması gerekenler listesinde bizce; yüzen pazarı sandal ile turlarken de Mango Sticky Rice aldık tatlı olarak pazarcılardan, tatlı yeyip tatlı tatlı turladık nehir üzerinde her şeyin yüzdüğü bu güzel pazarı J. Tabi ki kalabalık ve kaotik bir turistik durak ve yer yer tuzak burası da; o yüzden pazarlıksız almayın ve aldırmayın herhangi bir şeyi.
China Town (Çin Mahallesi)
Kokuyu ve yer yer dumanı takip ettiğinizde zaten buraya ulaşacaksınız J Uzak Doğu lezzetleri için güzel ve turistik bir durak China Town. Gündüz de gece de hareketli ve her daim kaotik.

The Jim Thompson House
Jim Thompson, II. Dünya Savaşı sonrasında CIA görevlendirmesiyle Tayland’a gelen ve sonrasında Tayland’da ipek ticareti endüstrisini kurup geliştiren ama 1967 yılında Malezya ormanlarından gizemli bir şekilde kaybolmuş bir Amerikalı. Burası da Jim Thompson’ın Bangkok’ta kurduğu hayatında ikamet ettiği, Tayland kültürüne saygıyla yapılmış ve içinde tarihi eserler, özel parçalar barındıran evi. Öyle güzel bir ev ki insan gerçekten hayret ediyor. 🙂 Jim Thompson, üzümlü kekim, bu evi bırakıp da nerelere kaybolmuş olabilirsin ki diye saçmalatıyor insanı.
Siam Meydanı
Burası da AVM severler için Bangkok’un modern sanatlı ve dizaynlı alışveriş meydanı. MBK Center, Siam Square One, Siam Paragon gibi birçok alışveriş kompleksi bir arada bulunuyor.

Lumphini Park
Gezmekten yorulmuş ve sıcaktan bunalmış bir durumdayken çölde bir vaha misali karşımıza çıkan Lumphini Park, parkın sahibi gibi her yerden harşımıza çıkan değişik canlıları (Monitor Lizards) ile biraz korkutsa da gerçekten güzel bir park. Lumphini Park, çimlerine uzanmış dinlenen lokallere, yürüyen, koşan insanlara ve hayatın normal akışına bir nefes olmuş.
Soi Cowboy
Türlü günahlara girmek isteyenlerin tatlı durağı burası da, büyük büyük atası tabi ki Phuket’teki Bangla Road. Bangla Road’da ‘’Mücahit Abi! Gel, asıl bu tarafa bakalım!’’ cümlesini duymuş şanssızlar olara burada da benzer sahnelere tanık oluyoruz ne yazık ki 🙂 Neyse efendim, ‘’Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler!’’. J
Ayutthaya
Madem bu kadar çok zaman ayırdık Bangkok’a, eksik tapınak kalmasın kafası ile son durak olarak Ayutthaya bölgesine günübirlik bir tur ayarladık Khao San Road tarafında gördüğümüz bir seyahat acentesinden. Ayutthaya, 1350 yılında kurulmuş ve Tayland’ın Bangkok’tan önceki başkentiymiş. 1700lü yıllarda Burma ordusu burayı talan edince başkent Bangkok’a taşınmış, bu talanda bazı heykellerin de kafasını uçurmuş zalımlar.
İçerisindeki benzersiz tapınaklar, Buddha heykelleri ve sarayları ile Ayutthaya, Unesco dünya mirası listesinde. En ünlü olan ve turistlerin fotoğraf için sıraya girdiği meşhur simge ise bir ağacın içine girmiş şekilde duran Buddha kafası.
Bizce kesinlikle ziyaret edilmeli ve Budizm’i iliklere kadar hissetmeli. Bizim tur içerisine dahil olan liste şöyleymiş, fikir vermesi açısından: Wat Yaichaimongkol, Wat Maha That, Wat Lokayasutharam, The Monument of King Naresuan the Great, Wat Phu Khao Thong, Wat Phraya Maen, Wat Mongkol Bophit, Wat Phra Si Sanphet.
Nesi meşhur?
Tayland ve tüm Uzak Doğu turu boyunca, sokak lezzetlerine ve yeni şeyler denemeye her daim açık olmayan şüphesiz ki bizden değildir. 🙂 Rambutan, Salak gibi bize yeni olan meyvelerle baya mutlu olduk biz. Coconut suyu zaten her fırsatta iyi bir tercihti. Ayrıca sokak lezzetlerindan ‘’Pad Thai’’ denemeden dönülmemeli. Pad Thai yediğimiz en güzel yer ‘’Thip Samai’’ oldu. Lokal bir yer ama tabi ki ünü duyulmuş ve turist yoğunluğu da buraya yönlenmiş durumda ama lezzetine değer! Sıra da olsa bekleyin, hızlı ilerliyor. Ayrıca Tay krepleri yani Roti’leri de denenmeli; Khao San Road’da çok var zaten, gözünüze çarpacaktır. Bizi mutlu eden bir diğer lezzetli ve huzurlu mekan ise ‘’Madame Musur’’ oldu. Jay Fai de çok ünlü fakat asla yer bulamadık, bulan defansa gelsin. Tabi ki masaj kısmını da asla unutmayın, açıkçası Bali’de yaptırdığımız masajı bize daha rahatlatıcı gelmişti; Tayland’da biraz daha sertti ama kesinlikle tavsiye edilir, bizim memnun kaldığımız yerin adı Massage in Garden’dı.
Bizim Bangkok’umuz böyle, umarız bir katkı sağlayabilmişizdir sizin planlarınıza da 😊
































